Saman sarısı gözleri ve sanrıları vardı. .Çift sesli tersine bir dünyaya doğmuştu.İkiye bölüktü ruhu…Bölük bölük geriye çekildi. Yüzü içine bakardı, siz görmezdiniz, yok sanırdınız. Çok ama çok vardı, varlığının şiddetinden kayıptı bir tanrı gibi belki de.Dilsiz hüznü korkuyla yıkanmıştı.Saldıran bir savunmaydı, bedeninin kalesine sıkışmış. Korkardınız, yokluğuna düşmekten, boşluğuna dokunmaktan. Derinlerinde acının yitik mezarı, taşsız ve başsız türbesi bilindik aklın. Kelimeler her biri baştan okunası, her kere yeniden anlaşılası. Her sabah onu gördüğünüzde grotesk bir korku ve hüzne dokunurdu elleriniz. Anlamazdınız kendinizi ve ne hissettiğinizi de kimi zaman, boğazınıza takılan yumru da olmasa. Ve o koku.. meşine bulanmış, çiş, tütün,ter, ilaç,gaita, öfke,coşku, hüzün, neşe, intihar, kan, yaşam ve ölüm kokusu..Diğerleriyle karışmış, önceleri mide bulandırıcı, sonrasında tanımlanamaz bir suçluluğu içeren bir iğrenme, daha sonrasında alışkanlık, kanıksama, sonrasında kanıksayıştan utanma…
O takip ediliyordu, hem de korkunç düşmanlarca ve de her zaman ve de her yerde. Çok korkutucuydu…Bir keresinde tüm vücudunu naylonlara sarmışlardı ve sesini çalmışlardı. Kontrol onlardaydı, hiçbir şey yapamıyordu. Sesleri her yerdeydi. Delirmek işten bile değildi! Çok korkutucuydu…Anlattıklarını ölçmeye kalkmadığınızda sizde çok korkuyordunuz. Ölçünce rahatlıyordunuz. Ama o rahatlamıyordu…